360 Hızlı Okuma

HIZLI OKUMA

HIZLI OKURSAK DAHA MI İYİ ANLARIZ?

Yazar : MUHAMMED İSA
Tarih : 15.01.2020
Kategori : HIZLI OKUMA

Hızlı okumayla ilgili teknikleri anlatmadan okuma hızımızı engelleyen frenleri öğrenmemiz öncelikli çalışmalar içerisinde gelmektedir. Hızlı okumanın ilk adımı, okuma yanlışlarını ortadan kaldırmaktır. Bu frenler, okumayla ilgili şu ana kadar yanlış öğrendiğimiz veya okumada belirli bir seviyeye kadar geçerli okuma bilgileridir. Bu alışkanlıklarımızı yeri ve zamanı geldiğinde terk etmeyi veya değiştirmeyi bilmeliyiz. 


Bir adam, yağmalanmış bir şehrin ganimetlerinden eşi bulunmaz bir halıyı satmaya çalışıyordu. “Bu halı için kim 100 altın verir?” diye bağırarak tüm kenti dolaştı. Satış tamamlandıktan sonra birisi satıcıya yanaşarak, “Bu paha biçilmez halı için niye daha fazla istemedin?” diye sordu. 


Satıcı karşılık verdi: “100’den daha büyük sayı var mı?”Öyküdeki halı satıcısının hatasına kolayca güler geçeriz. Oysa her gün farkına vardıklarımız ve fiillerimizin muhtemel sınırlarına ilişkin kavrayışlarımız konusunda biz de onun gibiyizdir. Bu öykü, hem gündelik yaşamda, hem de bilimsel araştırmada ortak olan bir süreci ifade eder. Kavramlar çoğu kez, anlamanın engelleri olarak karşımıza çıkarlar. 100 sayısının kendinden büyük sayıları gizlediği gibi, yanlış düşüncelerimiz de bir üst düzeydeki olasılıkları engelleyebilirler. 


Okuma frenlerini de aynı kategori içerisinde değerlendirebiliriz. Bir takım inançlarımız vardır ki, bizim daha hızlı okumamızı engellemektedir. Bu bölümde bu engelleri kısaca anlatıp, alternatif üst düzey düşünce sistemlerini tanıtacağız. 


Şimdi okuma hızımızı yavaşlatan en yaygın frenlerin neler olduğunu sırasıyla ve dikkatle okuyunuz. Daha sonra sunulan egzersizlerde, okuduklarınızı uygulamayla pekiştirebileceksiniz.


a) Hızlı Okursam Anlayamam Inancı

Daha önce de söylediğimiz gibi hızlı okumayla ilgili herhangi bir bilginiz olmadan hızlı okumaya çalıştıysanız bunu başaramamış ve bu durum sizde hızlı okuma konusunda negatif bir kanı oluşturmuş olabilir.


İstanbul’da bir alışveriş merkezinde eşimle geziyoruz. Bir de baktım izlemekten zevk aldığım Formula 1 araçlarından birinin prototipi duruyor. Hemen merakla ve heyecanla oraya gittim. Gerçeğe yakın bir simülasyon hazırlamışlar, merkezde gezen müşterilerden isteyen kullanabiliyordu. Sponsor olan radyo kanalı dereceye girenleri alt seviyelerden başlayarak Formula pilotluğu için eğitime gönderiyordu. Bir bakıma yetenek avcılığı yapıyorlardı.


Ben naçizane o zamana kadar F1 araçlarına göre Hacı Murat’tan daha üst bir araba kullanmamış biri olarak binebilir miyim diye sordum. Tabi dediler. Hemen direksiyonu çıkarttılar, ben dar bir kabinin içerisine bindim ve gaz-fren pedallarını aramaya başladım. Sorumlu arkadaş direksiyonu yerine taktı ve “Beyefendi bu direksiyonun üzerindeki gaz ve fren düğmeleriyle aracı idare edeceksiniz.” dedi. Ben de güldüm.


Karşımda, sağımda ve solumda üç dev ekranda damalı bayrağı görür görmez parmağımla gaza yüklendim. Etraftan müthiş tezahürat geliyor. Tabi bu da oyundan geliyor. Kendimi M. Schumacher zannettim, müthiş bir havaya girdim. Hızlandım, hızlandım, hızlandım hız 220 mili gösteriyor, müthiş bir düzlük var. Ben sürüyorum araba hızlanıyor. Derken önümde aniden beliren bir viraj, ben frene yüklendim (tabi bu da parmağımla oldu) acı bir fren sesi, ortalık toz duman ve duvar! Hain duvar, beni yarıştan etti.


Daha öncesinde böyle bir tecrübeye sahip olmayan bir insanın aşırı hızda yol alması ve duvara toslamasının sonucu: Ben F1 pilotu olamam düşüncesi oluşmuştu. Düzlükte iyi, viraja gelince duvara tosluyor ve bir virajı bile alamıyorsan nasıl F1 pilotu olacaksın. 


Bu cümleler bir yerden tanıdık geliyor. Hızlı okumayla ilgili hiçbir çalışması olmayan, hiçbir kursa gitmeyen birinin hızlı okumaya çalışması ve duvara toslaması. Sonuç: Hızlı okursam anlayamıyorum inancı.


Burada özellikle belirtmek istediğim 3 nokta var. 


Birincisi: F1 araçlarını o hızda kullanan insanlar dünyada mevcuttur. 


Hızlı okuyabilen kişileri görmek istiyorsanız, geçmiş yılların üniversite sınavı birincilerine bakınız. 


İkincisi: Kendi okuma serüvenimize bir bakacak olursak; ilkokul 1’den itibaren okuma hızımız en az 3 kat artıyor. Bu sınıfları okutan öğretmenlerimiz birinci sınıfta okuma hızının dakikada 30-40 kelime ile başlayıp 120 kelime civarında olan bir okuma hızından söz ediyorlar. Eğer hızlı okunduğunda anlaşılmasaydı şu anda okuduğumuz yazıların hiçbirini anlamamış olacaktık. Bu konuyla ilgili söylenebilecek diğer bir pratik ise 1. sınıfa yeni başlamış bir öğrencinin okumasını dinlemeniz olacaktır. Böyle bir öğrenci bulun ve size bir parça okumasını isteyin. Yapabiliyorsanız bir dakikada kaç kelime okuduğuna bakın. Ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.


Üçüncüsü ise; hızlı okursam anlayamam inancındaki mantık hatası. Bu önermenin tersini beynimiz otomatik olarak kendi vermektedir. Yavaş okursam anlarım. O halde devam edin bu mantık önermesine: Heceleyerek okursam daha iyi anlarım. Bu önerme doğruysa bu paragrafı baştan itibaren heceleyerek tekrar okuyun. Cevabı zaten kendiniz bulacaksınız. 


Unutmayalım ki; hızlı okuma zamanla geliştirebileceğimiz bir alışkanlıktır. Ayrıca okuma hızı kişiden kişiye değişir. Bizim tespitlerimize göre Türkiye’de okuma hızı dakikada 90 ile 250 arasında değişmektedir. Dakikada 250 kelime okuyan da okuduğunu çok iyi anlamaktadır. Burada göstereceğimiz teknikleri uygulayarak dakikada 90 kelime okuyan biri okuma hızını % 100 artırarak dakikada 180 kelimeye, hatta daha da fazlasına çıkarabilir. Dakikada 250 kelime okuyabilen bir arkadaşımızın bile bu çalışmadan sonra okuma hızını artırması mümkündür.


Seminerlerimize katılarak hızlı okumayı öğrenip kendine büyük avantaj sağlamış binlerce öğrencimiz ‘’hızlı okursam anlayamam önyargısından’’ kurtulmak için tek başına yeterli bir kanıttır.